Ahşap Sanatı - ahsapisleme sanat evi " Emine ALACAN "

İçeriğe git

Ana Menü

Ahşap Sanatı

Günlük hayatta çok farklı kullanım alanlarına sahip olan ahşap, mimarlık, sanat tarihi ve el sanatlarının da ilgi alanına girer. Zamanın tahribatına karşı dayanıksız bir malzeme olmasına rağmen ahşap ürünlere Türk sanatında çok eski dönemlerden itibaren rastlanmaktadır. Orta Asya kurganları ve Pazırık kazılarından ele geçen çeşitli ağaç işleri Türklerin bu organik sıcak ve doğal malzemeyi eskiden beri severek kullandıklarını ortaya koymuştur. Hunlara ait olan ve Altaylardaki kurganlarda bulunan ahşap eşyalar bu konudaki ilk örneklerdir.
  Anadolu Türk sanatında ahşap işçiliği önemli bir yer tutar. İstanbul’da Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Ankara’da Etnografya Müzesi, Konya Müzesi (İnce Minareli Medrese)gibi birçok müzede Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı devrine ait seçkin ahşap eserler yer aldığı gibi birçok yapının ahşaptan yapılan bölümleri ve değerli eşyası yerinde muhafaza edilmektedir.
  Selçuklu döneminde ahşap tavanlı direkli camiler, oldukça büyük bir sayıya ulaşır ve ayrı bir gurup oluştururlar. Bu yapılarda başta tavan ve onu taşıyan sütun yerine geçen direkler, bunların başlıkları olmak üzere, mahfil, korkuluk ve benzeri kısımlar ahşap malzeme ile yapılmış ve çeşitli tekniklerle bezenmiştir. Selçuklular ağaç işçiliğine büyük ilgi göstermiş, yapıları süsleyen mimari elemanların yanı sıra minber, kürsü, rahle, sanduka ve çekmece gibi sanat değeri yüksek birçok ahşap eseri meydana getirmişlerdir.
  Ahşabın asıl malzeme olarak kullanıldığı eserlerin bir kısmı, doğrudan doğruya mimariye bağlı tavan, kiriş, direk, sütun ve başlıklar gibi öğelerdir. Mimariye bağlı ahşap eserler ise minberler, kapı, pencere kanatları, parmaklık ve şebekeler gibi yapıları tamamlayan unsurlardır. Ahşap işçiliğinin en ilginç örneklerini minberler sunar. Erken İslam sanatında en bol ahşap minber Anadolu Selçuklu sanatında görülür. Minber camilerde Cuma günleri hatiplerin üzerine çıktıkları merdivenli yüksek kürsüdür. Camilerde kıble duvarında mihrapların sağında yer alır.
  Selçuklu ahşap çalışmalarında daha çok oyma(kabartma), şebekeli oyma (ajur), ve boyama teknikleri uygulanmıştır. Geniş ölçüde kullanılan oyma tekniğindeki çalışmalar ağaç yüzeyinden iyice derin oyulduğunda derin oyma, meyilli çalışıldığında ise eğri kesim olarak isimlendirilir. Şebekeli oyma tekniğinde ağaç yüzeyi tamamen oyma motiflerle kaplanır, kompozisyonlar sadece desenlerin uçlarından birbirine tutturulur. Bu teknikle çok nefis işçilikli minber, kürsü, korkuluk levhaları, rahleler yapılmıştır. Selçuklu ahşap işçiliği beylikler devrinde de aynı üslup teknik ve anlayışla devam etmiştir. Bu yüzyılda ağaç işçiliğine ve ustalarına özel önem verildiğine işaret eden bir husus yazı sanatı hariç diğer sanat dallarından hiç birinde bu kadar çok ustası kitabe ile belirtilmiş ve tarihli esere rastlanmamasıdır.
  Ağaç direkli camilerin ahşap tavan konstrüksiyonu ve sütun başlıkları Selçuklu geleneğini bu yüzyılda da sürdürür. Stalâktitli başlıklar, daha sonraları Osmanlı sanatında taşa geçmiş şekilleriyle pek çok eserde görülür, ama ahşap olanlara rastlanmaz. Osmanlı sanatının erken devirlerine ait minber örneği pek azdır. Erken eserlerin çoğu çeşitli beyliklere aittir. Geç devirlerde taş minber tercih edilmiştir. Osmanlı döneminde ahşap sanatında incelmiş bir zevkle çok seçkin eserler verilmiştir. Mimari eserlerdeki sütun başlıkları, kornişler, konsollar, kapı, pencere, dolap kapılarının yanı sıra minber, kürsü, rahle, Kur’an- cüz mahfazaları, raf, kutu, kavukluk, çekmeceler vb. eşyalarda ahşap sevilerek kullanılmıştır. Ahşap çalışmalarında yumuşaklık derecelerine göre şimşir, ıhlamur, meşe, ceviz, elma, armut, sedir, gül, abanoz, vb. ağaçlarından yararlanılmıştır. Başlıbaşına bir ekol oluşturan Osmanlı çağı ağaç işleriyle Osmanlı ağaç işçiliği sanatkârları, İslam, Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklularının ahşap ustalarını takip ederek onların uyguladıkları oyma, şebekeli, oyma tekniklerini, gayet ustalık gerektiren geçme (kündekâri) tekniğini kullanıp geliştirmiştir. Kendilerinden önce bilinen kündekâri tekniğine yenilikler getirerek buna ahşap kakma, sedef, fildişi kakma, gömme ve sedef mozaik tekniklerini eklemişlerdir. Selçukluların ağaç işlerinde uyguladıkları oyma ve şebekeli oyma teknikleri erken Osmanlı çağında bir süre kullanılmış ve sonra yerini kündekâri tekniğine bırakmıştır. Bir çatma tekniği olan hakiki kündekâride küçük tahta parçaları, suları, damarları birbirine karşıt olarak konulmuş,böylece bir diğerinin nem ve ısısından çarpılmasına engel olunmuştur.Bundan ötürü Osmanlı ağaç işleri yüzyıllar boyunca düzgünlüğünü korumuş ve en iyi biçimde günümüze ulaşmıştır. Kündekâri kompozisyonlarda sekizgen, baklava ve yıldız biçiminde olan ,içi yoğun bezemeli,kabartmalı ahşap parçalarla bunları birbirine bağlayan oluklu ahşap kirişler iç içe geçerek bağlanmıştır. Parçalar geçme olduğundan, ahşabın kuruyup ufalması halinde ayrılmalar, yarıklar olmaz.

İçeriğe Geri Dön | Ana Menüye Geri Dön